AYETLERDE VE HADÎSLERDE GEÇEN SIFATLAR

Kur'an-ı kerimde bazı âyetler ve Hz. Muhammed'-in sünneti mutahharesinde bir takım hadisler varit olmuştur ki, bunların zahir manasında şanı yüce olan Allah'u tealânın bazı sıfatlarının yaratıklarının sıfatlarına benzemesi söz konusudur. Misâl yoluyla onların bazısını zikredeceğiz. Sonra da bu varid olan sözlerin doğru mânalarını vereceğiz.
Bu meselede Allah'ü tealâ'nın hakkın gerçek yüzünü beyana bizi muvaffak kılmasını dileriz. Zira bu mevzuda şu asırda insanların mücadelesi ve münakaşası uzun olmaktadır. Ayağımızın kaymasından, hataya düşmekten Allah'a sığınırız. Bizi doğru olana iletmesini niyaz ederiz. O bize kâfidir. O ne güzel vekildir.

Sıfatların Bulunduğu Tevile Muhtaç Ayetlerden Örnekler :

1- Allah'ü tealâ buyurdu "(Yer) yüzünde bulunan her canlı fânidir (Ancak) azamet ve ikram sahibi olan rabbinin yüzü. (Ayeti kerimede, "Rabbinin yüzü" diye yapılan tercüme. Cenabı Hak yaratıklarına benzemediğinden, tevil edilerek "Rabbinin zatı" diye yorumlanmıştır. Mahşeri de ayeti kerimedeki vech kelimesini zat olarak tevil etmiştir.)baki kalacaktır." (Rahman suresi, ayet 26-27)
Bu ayeti kerime gibi daha birçok ayetlerde vecih lafzı hak kelimesine muzaf olarak gelmiştir. Hak ise Allah'ü tealânın diğer bir adıdır, (yani rabbinin yüzü diye isim tamamlaması halinde zikredilmiştir.)
2- Yüce rabbimiz şöyle buyurdu, Hamd olsun ki biz sana diğer bir zamanda annene vahyolunacak şeyi ilham ettiğimiz vakitte de lütfetmiş ve (kendisine) : "Onu tabuta koy da denize atki, deniz onu kıyıya bıraksın. Onu benim de, kendisinin de düşmanı olan biri (Firavn) alacak diye (emretmiştik) sana karşı (ey Musa) gözümün ("Benim murakabe ve muhafazam altında terbiye edilmen için" diye tevil edilmiştir.) önünde yetiştirilmen için bir sevgi bırakmıştım." (Taha suresi, ayet 39)
Yine Allah'ü tealâ şöyle buyurdu,
Nuh'a şu hakikat vahyolundu : "kavminden gerçek iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecektir. O halde (boş yere üzülüpte) işleye geldikleri şeylerden (tecavüzlerden) dolayı asla tasalanma. Bizim gözlerimizin (Bizim nezaretimizde demektir.Enes bin Rabî, seni gören yüce varlığın muhafazasında demiştir. Ibni Abbas (R.A.)da "koruması" diye tevil etmiştir) önünde ve vahyimiz ile bir gemi yap. Zulmeden hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulmuşlardır, (boğulacaklardır. (Hud suresi, âyet 36 - 37)
3 - Gerçek sana biat edenler ancak Allah'a biat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların elleri üstündedir. Şu halde kim (bu bağı) çözerse kendi aleyhine çözmüş olur. Kim de Allah ile sözleştiği şeye vefa (onun hükmünü ifa) ederse o da ona büyük bir ecir verecektir." (Fetih suresi, âyet 10)( Peygamber (S.A.V.) e biat edenlerin yani Allah, onların yaptığı biada muttalidir. Onunla onları cezalandırır veya mükâfatlandırır.)
Yüce Rabbimiz buyurdu,
"Yahudiler, "Allah'ın eli, (Bizim üzerimize rızkı çoğaltmaktan sıkıdır dediler ve bundan dolayı da Allah'u tealâya karşı bahil ve cimrice davrandılar.) bağlıdır" dediler. Hay kendi elleri bağlanası ve söyledikleri (bu söz) den dolayı melun olası (insanlar.) Hayır (Allah'ın) iki eli de (Cömertlik şifasında aşırı derecede mübalâğa edilmiştir. Elin senası, çokluğu ifade etmek içindir. Maldan cömertçe el ile saçıldığından bir vasıta olarak kullanılmıştır.) açıktır. Nasıl dilerse öyle infak eder. (Maide suresi, âyet 64)
Diğer bir âyeti kerimesinde yüce rabbimiz şöyle buyurdular,
Ellerinizin (Ne bir ortak, ne de bir yardımcı olmaksızın onu en güzel şekilde biz yarattık ve biz işledik.) işleyip yaptıklarından kendileri için bunca davarlar (Deve, sığır, koyun v.s.) yarattığımızı bu sayede onların mâlik olmuş bulunduklarını da görmediler mi? (Yasin suresi, âyet 71)
4 - Allah'u tealâ buyurdu,
Müminler, müminleri bırakıp ta kâfirleri dostlar edinmesin. Kim bunu yaparsa (ona) Allah'tan hiç bir-yardım ) yoktur. Meğerki onlardan gelebilecek bir tehlikeden dolayı sakınmış olasınız- Allah size (asıl) nefsinden (Nefsimden korkmanızı yerine (kendisinden korkmanızı) diye tevil edilmiştir, insanların nefsine benzeme kaldırılmıştı!) korkmanızı emrediyor. Nihayet gidişte ancak Allah'a dır. (Ali İmran suresi, âyet 28)
Allah'u tealâ buyurdu,
Allah, "Ey Meryem oğlu Isa, insanlara Allah'ı bırakıp ta beni ve annemi iki tanrı edininiz diye sen mi söyledin dediği zaman o, (şöyle) söyledi. "Seni tenzih ederim, (Ya rabbi). Hakkım olmadık bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söyledimse elbette bunu bilmişsindir. Benim içimde olan her şeyi sen bilirsin ben ise senin nefsinde (Burada geçen "Nefis", "zat" ile ifade edilmiştir. Mana "kendi zatına ait olan gaybından ve ilminden hiçbir şey bilmem"demektir.) olanı bilmem. Şüphesiz ki, gaypları hakkıyla bilen sensin sen." (Maide suresi, âyet 116)
5- Allah'u tealâ buyurdu,
O çok esirgeyici (Allah'ın emir ve hükmü) arşı istila etmiştir. (Arş, hükümdar tahtı demektir. istiva ise kaplamak anlamına gelir. Bu müteşabih olan âyet için, Ebu el-Hasen el-Eşari ve diğer bazıları şöyle demişlerdir: "Allah, hadsiz ve keyfiyetsiz olarak arş üzerine istiva etmiştir. Mahlûkatının istivası gibi değildir. Abdullah İbni Abbas (R.A.) da onu tevil ederek şöyle bir manâ murad eder: "Allah, halen var olanı ve kıyamete kadar ve kıyametten sonra da olacak şeyleri yaratmıştır"der.Taha suresi, âyet 5)
6- Allah'u tealâ buyurdu,
O, kullarının üzerinde (yegâne) gahr-ü galebe (ve tasarruf) sahibidir. Size bekçi (melek) ler yolluyor. Nihayet her hangi birinize ölüm geldi mi (O) elçilerimiz, onlar artık ve eksik bir şey yapmaksızın onun ruhunu alırlar..Enam suresi, âyet 61)
Yine Allah'ü tealâ şöyle buyurdu,
Göktekinin sizi yere batırıvermesinden emin mi oldunuz? Siz (o zaman) tehdidimin nasıl olduğunu bileceksiniz. (Mülk suresi, âyet 16)
Yüce rabbimiz diğer âyeti celilesinde şöyle buyurdu,
"Kim ululanmak hevesine düşerse (bilsin ki) bütün ululuk Allah'ındır güzel kelimeler ancak ona yükselir.( Güzel kelimeleri ancak o bilir. "Güzel kelimelere" ait sayfalar onun katına yahut arşına yükselir. (El işare). Dergâhı kabul ve icabete vasıl olur. (Beyzavi, medarik) şekillerinde tevil edilmiştir.) Onu da iyi amel (ve hareket yükseltir.kötülükler i tuzak yapanlar (a gelince): onlar için çetin bir azap vardır. Onların (kurdukları) tuzağın bizzat kendisi mahvolur." (Bu tefsir, İbni Abbas (R.A.) hümaya göredir. Bazı hadisler de bunu teyid eder. Denildi ki, "Güzel kelimeler" Allah'ı zikirdir." "Salih amel" de farzları edadır. Kim Allah'ı zikir ile meşgul olur da farzları yerine getirmezse zikri reddolunur. İman temenniden ibaret değildir. Onunla sıfatlanmak ve onunla bezenmektir. O. kalplerde, istikrar bulur. İyi amel ve harekelerle sadaka" ve doğruluğunu ispat ederse o vakit makbul olur.(Fâtır suresi, âyet 10.)
Allah'ü tealâ için cihet nispetini tazammun eden ayetler:
Allah'ü tealâ buyurdu,
Hakikat Allah ve Resulüne eza edenler (Cenabı Hakka evlât ve ortak isnat ve onun peygamberini yalanlayan kâfirler (Celâleyn) (yok mu?) Allah onları dünyada da ahirette de rahmetinden koğmuş, onlara horlayıcı bir azap da hazırlamıştır. (Ahzap suresi, âyet 57)
Allah'u tealâ buyurdu,
"Namusunu muhkem bir kale gibi muhafaza eden İmran kızı Meryem'i de (Allah, bir misâl olarak getirdi.) Biz bundan dolayı ona Ruhumuzdan (Ruhlarımızdan olan bir ruhu. O da Isa (A.S.)'ın ruhudur.) üfürdük. (Cebraili gönderdik. Onun cebine üfürdü.) O, Rabbimin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. (Rabbine) itaat (da sebat) edenlerdendi O. (Tahrim suresi, âyet 12)
Hakikat ki yer zelzele ile parça parça dağıtıldığı zaman, rabbin geldiği, (Rabbinin emri ve hükmü geldiği zaman, kudretinin;alâmetler i ve kahrının eserleri demektir (Beyzavi, Medarik)) melekler de saf saf (indiği zaman) ki, o gün cehennem de getirilmiştir, insan o gün (her şeyi) hatırlayacak. Fakat hatırlamadan ona ne (fayda) (Fecr suresi, âyet 22)
Sıfatların bulunduğu tevile muhtaç hadislerden örnekler:
Sıfatlarla ilgili olarak geçen ayetlerde olduğu gibi hadis-i şeriflerde de birtakım lafızlar varit olmuştur. Allah'u tealâ'ya nispet edilen yüz, el ve benzeri âyetlerin zikriyle biz yetineceğiz. Hadislerde de Allah'u tealâ'nın zatına nispet edilen bu kabilden pek çok lafızlar varit olmuştur. Onlardan da bazısını örnek olarak zikredeceğiz, işte bunlardan birkaçı :
1- Ebu Hureyre (R.A.) Hz. Muhammed'den (S.A.V.) rivayet etti. Rasulullah şöyle buyurdu, "Allah,Adem'i kendi sureti. (Adem (S.A.)'in sureti üzerine.Hafız el-Askalani der ki, bunun manâsı şu demektir: "Şüphesiz ki Allah'u tealâ Ademi yarattığı suret ve heyet üzerine meydana getirmiştir. Meydana gelişte ve Ana rahminde asıl heyet hiç bir değişikliğe uğramamıştır.) üzerine yarattı, uzunluğu altmış ziradır. (kol dirseğine kadar olan uzunluk ölçüsü)onu yarattığı zaman buyurdu, : "Git onlara (meleklerden oturmakta olan bir guruba) selam ver selamını alışlarını işit. Çünkü o, senin ve senin zürriyetinin selâmıdır.
Bunun üzerine Hz. Adem,
-Esselâmü aleyküm dedi,
Onlar da,
-Esselâmü aleyke ve rahmetullahi dediler. O'nun selâmına "Rahmetullahi kelimesini ziyade ettiler.Bütün müslüman olan kimseler Ademin sureti üzerine Cennete gireceklerdir. Ondan sonra şimdiye kadar mahlûklar noksanlaşmışlardır. (ve noksanlaşmaktadırlar ) (Buharı ve Müslim rivayet etmiştir.)
2- Ebu Hureyre (R.A.) dan, rivayet edildi, Rasulullah şöyle buyurdu dedi. "Allah sizden birinizin tevbesi ile, birinizin malını kaybetmesi sonunda onu bulduğu vakit sevindiğinden daha şiddetli ferahlıdır.( Nevevi, Maziri'nin şöyle söylediğini haber verdi:"Ferah, yüzde kısımlara ayrılır. Sürür bunlardan biridir. Sürür ise, kendisi ile sururlanılan şeye yaklaştırır. Burada maksat şudur : Allah'u tealâ kulunun tevbesinden, kaybettiğini bulan kimsenin memnuniyetinden daha çok razı olur. Manâyı daha kuvvetli ifade etmek için rıza yerine ferah kelimesi kullanılmıştır.- Buhari ve Müslim rivayet etmiştir)
3-Enes bin Malik, Rasülullah'tan rivayet etti, Rasulullah şöyle buyurdu, "Cehennem, içine suçlular atıldıkça şöyle der "Daha fazlası var mıdır?" nihayet izzet ve kerem sahibi olan Allah'ü tealâ oraya ayağını koyar. (Maddî olan bir şey üzerine ayak basılır. Halbuki Allah'u tealâ bizim bildiğimiz manâda ayaktan münezzehtir. Varlıkların hiç birine benzemez. Buradaki manâ şudur: Allah'u tealâ'nın emri ona gelir. O da ziyade talebinden uzaklaşır ve içine aldığı ile yetinir. Hataya düşmekten Allah'a sığınırız.) Bunun üzerine onun bazısı, bazısı üzerine çekilir ve der. izzetin ve kereminle yeter yeter, daha fazla değil. Cennette bir artış olur. Allah. Onun için mahlûklar yaratır ve onları cennetin faziletlerinde sakin kılar. (Buharı ve Müslim rivayet etmiştir )


Mücessime Fırkası, ayet ve hadislerde geçen sıfatlar :

Bu meselede insanlar dört fırkaya ayrılmışlardır.
1 - Bir fırka vardır. Ayet ve hadislerin zahiri manasını olduğu gibi alır. Bu görüşte Allah'a, mahlukatın yüzü gibi yüz, onların elleri gibi el yahut eller, tıpkı onların gülmesi gibi gülme v.s. Nispet edilmiştir. Hatta bazıları onu, yaşlı bir tanrı farz ederken, diğer bir kısmı da onu, genç sanmışlar ve öyle kabul etmişlerdir. Evet işte bunlar, Mücessime ve Müşebbihe fırkalarıdır. Onların bu düşünüş ve tasavvurlarının İslâm dininde asla yeri yoktur. Yine onların sözlerinin gerçekten bir nasibi de yoktur. Allah'ü tealâ'nın şu ayeti kerimesi onları red için kâfidir."
"Onun misli gibi hiç bir şey yoktur. O her şeyi işiten ve her şeyi kemâli ile görendir." (Şura suresi, âyet 11.)
Yine Allah'ü tealâ diğer bir ayeti kerimesinde şöyle buyurdu,
"Deki, o, Allah'dır bir tekdir. (Cenabı hakkın sıfat isimlerinden olan "Vâhid" mahiyette ve kemâl sıfatlarında ona bir şey eş olmak mümkün değildir. Anlamına gelir.) (O) Allandır Sameddir (Zaval bulmayan bir bakidir, daima vardır, herkesin ve her şeyin doğrudan doğruya muhtaç olduğu ve kasdettiği yegâne varlıktır, ulular ulusudur.) Doğurmamıştır, doğrulmamıştır O. Hiçbir şey onun dengi (ve benzeri) değildir. (İhlâs suresi, âyet 1 - 2 - 3 - 4.)

Muattıla Fırkası, Âyet ve Hadislerdeki Sıfatlar:

Bir fırka daha vardır. Şu lâfızların manalarını âtıl ve hareketsiz sayarlar. Ayet ve hadislerde geçen herhangi bir yüz kelimesinden kasdedilen manayı ve onun medlulünü Allah'u teala'dan mutlak olarak kaldırmışlardır. Onların nazarında Allah'u tealâ konuşmaz, işitmez ve görmez. Zira işitme, görme ve konuşma sıfatları ancak bir vücut organı, bir aza ile olur. Halbuki noksan sıfatlardan tenzih ettiğimiz ve uzaklaştırdığımız Allah'u tealâ'nın vücut organları olmaması gerekir derler.
Bununla Allah'ın sıfatlarını âtıl sayarlar. Onu takdis etmekle bu yola başvururlar, işte bunlara muattıla fırkası denir. Bazı İslâm akaidi tarihi alimleri de onlara katılırlar ki onlar cehmiyyedir. Ben hiç bir kimsenin insanı bataklığa sürükleyen, dar boğazlar içine sokan şu sözlere inanacağını zannetmem. Çünkü bu durum akıl için dar bir geçittir. Çözülmesi ve halli imkânsız bir husustur.
İşte böyle. Kelâm, işitme ve görme sıfatları, organsız olan bazı varlıklar için bile tesbit edilmiştir. Hak tealâ'nın kelâmı, görme ve işitmesi organlar üzerine nasıl hamledilebilir. Allah'u zül celâl, bunlardan bütün ululuğu ile yücedir.
Şunlar, batıl olan iki görüştür. .Onlar için ilimden yana bir nasip yoktur. Bundan sonra önümüzde iki görüş kaldı, onlar da akâid hakkında gerçek ilim erbabı olan selefin görüşü ile halefin görüşüdür.


SIFAT İÇİN OLAN AYET VE HADİSLER KARŞISINDA

HALEF VE SELEF MEZHEBİ
3 - Selefe gelince (Allah kendilerinden razı olsun) şöyle söylediler: Biz ayet ve hadislerde varid olduğu gibi sıfatlara iman ederiz. Ondan, Allah'u tealâ için kasdedilen şeyin mahiyetini terk ederiz. Onlar ona el, göz veya gözler, istiva, gülme ve taaccüp v.s. Tesbit ederler. Bütün bunlar, bizim anlayamadığımız bir mana taşımaktadırlar. Biz onları, Allah'ü tealâ'nın her şeyi kaplayan, ihata eden ilmine terk ederiz. Bilhassa Peygamber efendimizin parlak ve mübarek sözleri ile de zaten bundan nehyolunduk. Rasulullah şöyle buyurdular: "Siz, Allah'ın varlıklarını düşününüz. Fakat Allah'ın zatı hakkında düşünmeyiniz. Zira siz onu, idrak etmeye kadir olamazsınız,"
Irakî, bu hadisi Ebu Naîm "Hilye" de rivayet etti, isnadı zayıftır, Isbahani Tergîp ve Terhip'de rivayet etti, isnadı birinciden daha sıhhatlidir." der.

AYET VE HADISLERDEKI SIFATLAR VE İMAM-I MUHAMMED
Ebu EI-Kasım EI-Lâlekâî, Ebu Hanife'nin arkadaşı Muhammed bin Hasan'dan Usul'es-sünne'de rivayet ederek şöyle söyledi:
"Şarktan garba kadar bütün faler Kur'anda ve Resulullah'tan gelen doğruluğunda asla şüphe olmayan hadislerde geçen Rabbimizin sıfatlarında ittifak etmişlerdir. Şöyle ki, hiç tefsir etmeksizin, hiç vasıflandırmadan ve hiçbir şeye benzetmeden kabul etmişlerdir. Bu gün kim bundan bir şey tefsir eder ve buna ilâve ederse, Rasulullah'ın bulunduğu ve kabul ettiği yoldan çıkar. Ehli sünnet ve cemaattan ayrılır. Zira onlar tavsif etmediler, tefsir de etmediler. Sadece kitap ve sünnete olan şeyle fetva verdiler. Bunun ötesinde sustular.

ÂYET VE HADİSLERDEKİ SIFATLAR VE İMAMU-L AHMED
Helâl es-Sünne adlı kitabında Hanbel'den, Hanbel'de onu kendi kitabı olan es-Sünne vel-Mihne adlı kitabında zikretti ve şöyle dedi :
Ebu Abdullah'a, şu rivayet edilen hadisten sordum. "Şüphesiz ki Allah'u tealâ dünya semasına iner," ve "şüphesiz Allah görür, muhakkak Allah ayağını koyar." Bu hadisler neye benzetildi? Ebu Abdullah dedi ki, biz ona inanırız ve onu tasdik ederiz. Nasıl olduğunu ve ne manaya geldiğini asla düşünmez ve onlardan hiç bir şeyi de asla reddetmeyiz.
Biliriz ki Rasulullah'ın bize getirdiği haktır. Şayet sahih bir isnat ile gelmişse biz onda asla tereddüt etmeyiz. Allah'u tealâ bizzat kendini nihayetsiz ve sınırsız olarak vasıflandırmışım Şöyle buyurmuştur. "Onun misli gibi hiç bir şey yoktur." işte biz onu, bundan daha fazlası ile vasıflandırılmayız.

ÂYET VE HADISLERDEKI SIFATLAR VE İMAM-I MÂLİK
Harmele bin Yahya rivayet etti ve dedi : Vehp bin Abdullah'tan işittim, o şöyle diyordu. "Ben de Enes bin Malik'den işittim. O, da şöyle söylüyordu. "Kim Allah'ın zatından her hangi bir şey vasıflandırırsa onun âyeti kerimesinde zikredildiği gibi ki, Yahudi'ler( "Allah'ın eli kısadır" dediler. Eliyle boynuna işaret etti. (Yani ellerinin boynuna bağlanacağını söyledi.) Yine Rabbimizin ayetindeki gibi "O her şeyi hakkiyle işiten kemaliyle görendir." Gözüne, kulaklarına ve ellerine işaret etti. Onlar yerlerinden koparılır ve kesilir, çünkü o, Allah'ı kendisine benzetmiştir," dedi.
Pek çok sahabeyi kiram Rasulullah'ın eliyle işaret ettiğini işaret etmekten kaçınmışlar ve kendi elleri, onun ellerinden daha kısa ve ona benzemediğini söylemişlerdir.Halbu ki Peygamberimiz de onlar gibi bir insandır, yaratıktır. Ona karşı hürmetlerinden dolayı böyle hareket etmişlerdir. Allah'ın bir elçisine karşı durum böyle olunca kendi misli gibi hiçbir şey olmayan Allah'u tealâ, nasıl varlıklarına benzetilebilir. Bu, elbette imkânsız bir şeydir.

AYET VE HADİSLERDEKİ SIFATLAR VE MACIŞUN
Ebu Bekir el-Esrem, ebu Amr Talemneki ve Ebu Abdullah bin Bittah kendi kitaplarında ve başka kitaplarda Abdülaziz bin Abdullah bin Ebi Seleme el-Mâcişun'dan bu konuda bir hatime olarak uzun bir söz rivayet etmişlerdir. Şöyle ki,
"Allah'u tealâ, kendi zatından sıfatlandırdığı şeyi Rasulullah'ın dili ile isimlendirmiştir. Biz de onu, Rasulullah'ın isimlendirdiği gibi isimlendiriyoruz. Peygambermiz'in bildirdiği vasıfların dışında yorulup külfete girmeyiz. Şu değildir veya bu değildir diye vasıflandırıldığı şeyleri de inkâr etmeyiz. Sıfatlandırılmadığı şeyi tanımakta da kendimizi yormayız."
Bil ki Allah sana merhamet etmiştir. Şüphesiz ki Allah'ın dininde günahsız kalabilmen seni nehyettikleri yere yaklaşmamanla mümkündür. Senin için çizilen sının aşmaman, ona tecavüz etmemendir. Zira maruf (güzelin) tanınması, hoşa gitmeyenin terk edilmesi, dini inançların kuvvetli olmasındandır. Onun üzerine iyilik yayılmıştır. Kalpler onunla sükûnet bulur, ,Onun aslı ve esası kitap ve sünnettedir. Onun ilmini geçmiş milletler miras bırakmıştır' Bizzat Allah'u tealâ'nın kendisini zikrettiği ve sıfatlandırdığı gibi zikretmekten veya vasıflandırmaktan korkma. Rabbinin kitabında ve Peygamberinin hadislerinde Allah'u taslanın sıfatlarından olmayan veya zikredilmeyen şey için de akimi yorma. Onun ilmi ve onu öğrenmek için meşakkate girme. Lisanınla da onu sıfatlandırma. Bizzat Rabbimizin kendini vasıflandırmadığı yerde sustuğu gibi sen de sus. Kendisinin vasıflandırdığı şeyi inkâr edersen, vasıflandırmadığı şey de seni güçlüğe ve sıkıntıya sokarsa bu takdirde inkarcıların inkârını daha da arttırmış olursun.
Nefsinden, vasıflandırdıklarını inkâr eden, yine kendi zatından hiçbir şeyi vasıflandırmadığı hususlarda vasfedenlerin vasfettiklerinin külfetini daha da büyütmüş ve artırmış olur.
Allah'a yerilin ederim ki, hak ve hakikati tanıyan müslümanlar aziz olmuşlardır. Kendi marifetleriyle tanırlar. Yine küfrü ve hoşa gitmeyeni de inkâr edenler aziz olmuşlardır. Kendi inkârları ile inkâr etmişlerdir. Onlar Allah'ü tealâ'nın kendi kitabında zatını vasıflandırdığı şeyi işittikleri gibi onun yüce peygamberinin kendilerine tebliğ ettiği şeyi de işitirler. Bütün bunlardan dolayı kalplerinde en küçük bir maraz ve şüphe yoktur. Salim bir kalp, onun Rabden geldiğini bilir. Bir mümin rabbinden başkasını çağırmaz, ilimde iyice kök salmış ye derinleşmiş olanlar, bunu idrak eder. ilimlerinin, kendilerini nehyettiği yerde dururlar, sınırı aşmazlar. Onlar, Rabbimizin zatını vasıflandırdığı gibi onu vasıflandırırlar, onun zikretmediğini de terk ederler, isimlendirilen sıfatlarını da inkârlarından dolayı tanımamazlık yapmazlar, isimlendirilmeyen sıfatları da derinliğine araştırarak güçlüne ve külfete girmezler. Zira, onlar, Allah'ın terk ettiğini terk ederler, isimlendirdiğini de isimlendirirler.
"Kim müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu, döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o ne kötü bir dönüş yeridir." (Nisa suresi , ayet 115)
Allah bize ve size doğru hüküm vermeyi nasip etsin ve bizi salih kullar zümresine ilhak etsin. Amin.

AYET VE HADİSLERDEKİ SIFATLARDA HALEFİN GÖRÜŞÜ
Sana selef mezhebinin görüşü takdim edildi. Onlar, sıfat ayetlerine ve hadislerine varid olduğu gibi inanırlar ve Allah'u tealâ için ondan kasdedilen şeyin mahiyetini terk ederler. Zira Allah'ı (C.C.) itikadları ile varlıklarına benzetmekten tenzih etmek için böyle hareket ederler.
Halefe gelince, onlar şöyle derler:
"Şüphesiz biz, şu ayet ve hadislerin lafızlarındaki zahir manalardan murad edileni bir kenara bırakırız ve onun mecaz olduğunu (konulduğu manadan başka bir manaya geldiğini) kabul ederiz. Çünkü bunları tevil etmekte hiç bir engel yoktur.
Onlar böyle söylediler ve "yüz" kelimesini "zat" ile "el" kelimesini "kudret" ile ve bunun gibi diğer tevile muhtaç olan ayet ve hadisleri tevil ettiler. O yüce varlığı mahlûkatına benzetmek korkusundan dolayı bu yolu tutmuşlardır, işte bu konuda onların sözlerinden sana birkaç örnek...
1 - Ebu EI-Ferec bin el-Cevzi el-Hambeli "def-uş-şüphe et-Teşbih" adlı kitabında derki, "Allah'u tealâ, "Rabbinin yüzü baki kalır" (Rahman suresi , ayet 27) buyurdu bunun hakkında müfessirler (Rabbin baki kalır" Allah'u tealâ bir ayeti kerimesinde "onuı rad ediyorlar" (Enam suresi, âyet 52) buyurdu. Bunun man rad ediyorlar" demektir. Dahhak ve Ebu şey helak olucudur, ancak onun yüzü mi tini şöyle tevil etmişler "Her şey helak olucudur ancak O (Allah) değil" (Kasas suresi, âyet 88)
Şu ayet ve hadislerin zahir manalarını almak selefin tuttuğu yoldur" diyenleri reddetmek için kitabın evvelinde ayrı bir bölüm ayrılmıştır. Sözün kısası zahir manayı almak Allah'u tealâ'yı cisim mahlûkatına benzetmektir. Çünkü lafzın zahiri hangi şey için vaz olunduysa odur. Hakikatte el için bir vücud organı olmaktan başka hiç bir mana yoktur.
Selefin mezhebine gelince, onlar onun zahiri manasını almazlar, onu tevil de etmezler.O'nun hakkında sükut ederler ve mahiyetini Allah'a havele ederek hakikatına iman ederler. Aslında bu konu çok uzundur. Fakat burada hepsini zikretmek imkan dahilinde değildir.

AYET VE HADİSLERDEKİ SIFATLAR RAZİ
Fahreddin er-Razi "esas et-Takdis" da şunları söyledi,
"Bil ki, Kur'an'ın bazı naslarının bir takım sebeplerden dolayı zahir manası üzerine icrası mümkün olmaz. önce Allah'u tealâ'nın "ve li tüsnea ala ayni" ayetinin zahiri manası gereğince "Musa (A:S.)'ın Allah'ın gözünün önünde olması, ve gözün daima kendisine bakması gerekir. "Gözümün önünde yetiştirilmen için" yerine ayet tevil edilerek "murakebem altında yetiştirilmen için" demek daha doğru olur Akıllı olan bunu böyle düşünür.
İkinci olarak diğer bir âyeti kerimenin zahir manası "Vasna'ıl-fülke bia'yüniâ" "Gözlerimiz ile bir gemi yap" burada şu gemiyi yapmak sanatı için bir alet olması iktiza eder. O da gözdür. Görüldüğü gibi görünüşteki zahir manayı bırakarak onu Allah'ın şanına lâyık bir şekilde tevil etmek gerekir.
Üçüncü nokta, aynı âyette geçen gözler kelimesi çoğuldur. Tek bir yüzde gözlerin sabit ve ikiden fazla oluşu hoş değildir, kabihtir. öyle ise açıkça anlaşılmaktadır ki burada mutlaka tevile başvurmak gerekir, işte o da şu lâfızları "yardım, nezaret ve murakabeye" hamletmektir. Ayeti kerimeyi "bizim murakabe, yardım ve nazaretimiz altında bir gemi yap" şeklinde tevil etmek icabeder.

AYET VE HADİSLERDE Kİ SIFATLAR VE GAZALİ
İmamı Gazali "ihya-i Ulumud-Din" adlı kitabının birinci cildinde ilimlerle ilgili olarak şöyle der. "ilimler ya zahiri ya da batini olur. Yine ilimlerin ya tevile ihtiyacı olur yahud da ihtiyacı olmaz. Eğer mana gayet açık ise ve o açık m*****n kullanılmasında bir mahsur yoksa tevile gidilmez. Aksi halde rumuz, istiare ve kinaye olabilir. Şimdi bununla ilgili olarak iki misâl zikredelim.
Yüce Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular "Namaz Kılarken imamdan önce başını kaldıran kimse, Allah'u tealâ'nın, başını eşeğin başına çevirmesinden korkmaz mı?" Şu suret yani insanın başının eşeğin başına çevrilmesi durumu bu güne kadar hiç olmadı ve olmayacak. Fakat burada kasdedilen mana şudur, gerçekten hadiste eşeğin başı ve onun şekli kasdedilmemiştir. Fakat onun aptal ve ahmaklığı ifade edilmiştir. Yani "kim imamdan önce başını kaldırırsa onun başı merkebin başı gibi sersem ve ahmak olur" demektir. Görüldüğü gibi burada kasdedilen şekil değildir. Buradaki şu gizlilik, zahir m*****n hilafından tanınır. O da ya aklî bir delille olur yahud da şer-î bir delille olur. Akliye gelince onu, zahir manası üzerine hamletmek mümkün değildir.
Hz. Muhammed diğer hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular,
"Müminin kalbi, rahmanın (Allah'ın) parmaklarından iki parmağın arasındadır." Eğer bir müminin kalbini araştırmış olsak orada parmak falan bulamayız. Böylece bilindi ki o, kudretten kinayedir. Bunun da sebebi parmakların sırrı ve ondaki gizli bir ruhtur. Parmakları kudretten kinaye yaptı. Zira bir işi yapabilmek onlar vasıtası iledir. Kudretin mahalli ve toplanma merkezi parmaklardır.
Burada sana, artık halefle selefin tuttuğu yol açıkça belli olmuştur. Bu iki yolda müslümanların kelam alimleri çok şiddetli münakaşalar yapmışlardır. Biz bu münakaşalara sebep olan bahse son verirken, bu işin aslını Allah'u tealâya havale ederiz.

SELEF İLE HALEF ARASINDAKİ FARK
Bilindi ki Allah'u tealâ'nın şu sıfatlarına taalluk eden âyet ve hadisler hakkında selef mezhebi, âyetleri geldikleri hal üzere kabul ederler. Onu tefsir yahut tevil etmekten sakınırlar.
Halef mezhebi ise Allah'u tealâ'yı mahlukatına müşabehetten tenzih etmek için onu ittifakla tevil ederler.
Yine bilindi ki iki nazariye ehli arasında şiddetli bir muhalefet de vardır. Hatta birbirlerine asabi lakaplar tevdi ettiler. Buna göre birleşme ve ayrılık noktalarını kısaca hülasa edelim.
Birinci nokta, her iki fırkada Allah'u tealâ'yı mahlukatına benzetmekten tenzih etmekte ittifak ettiler.
İkinci nokta, her ikisi de varlıklar için konulmuş olan şu lâfızların, Allah'u tealâ hakkında zahir manadan başka bir manaya geldiğini kabul ettiler, işte her ikisinin de ittifakı, teşbihi ref, Allah'ı bir şeye benzetmekten kaçınmak içindir.
Üçüncü nokta, iki mezhepten her biri, hakikatte bu lafızları nefislerde delalet ettiği manadan uzaklaştırmak ve yorumlanmak için konulduğunu bilir. Bu böyle kararlaştığı vakitte selef ve halef tevilin aslında ittifak etmişlerdir, ikisinin arasındaki muhalefet şuna inhisar etmektedir. Halef, yukarda ki üç görüşe, birde murad edilen manaların tahdidini ziyade ettiler. Şöyle ki, onlar, avamın akidelerini teşbih şüphesinden muhafaza etmek için tenzih zaruretine sığındılar Bu ise Haklı olmayan bir muhalefettir.

SELEFİN MEZHEBİNİ TERCİH
Biz inanıyoruz ki, selefin görüşü, bu konuda susmaktan ibarettir. Şu manaların gerçek ilmini Allah'u tealâya havale etmektir. Kayıtsız şartsız teslim olmak, daha lâyık ve evlâdır. Tevil maddesini kökünden koparmak daha uygundur. Eğer imanın itminanı ile Allah'ın kendisini mesut kıldığı kimselerden isen, yakinî bir imanın soğukluğu ile göğsünü dolu haline getirmişsen hakkın bildirdiğine razı ol, yüz çevirme. Yine şuna da inanırız ki, halefin tevilleri kendilerine küfür veya sapıklık hükmünü gerektirmez. Onlar da ehli sünnet grubu içindedirler.
Şu uzun münakaşa onlar arasında önceden veya sonradan çıkmış değildir.İslâm'ın başlangıcında da bütün bunlar daha yaygın ve geniş bir halde idi. insanların en şiddetlileri bile selefin görüşüne yapışarak Allah'a sığındılar. Hataya düşmekten korundular. Allah hepsinden razı olsun.
Ahmed Bin Hanbel, (R.A.) şu hadislerin tevilinde de hep aynı şeyi yapmıştır. Rasulullah bir hadisi şeriflerinde "Hacerul esved, yeryüzünde Allah'ın sağıdır." (Hâkim rivayet etmiştir.) Diğer bir hadislerinde de "Müminin kalbi rahmanın parmaklarından iki parmak arasındadır." (Abdullah bin Ömer'den Müslim rivayet etmiştir.) Yine bir başka hadislerinde "Şüphesiz ki ben rahmanın zatını Yemen taraflarında bulurum." (Iraki. bu hadisi Ebu Hüreyre'den Ahmed rivayet etmiştir dedi.) buyurmuşlardır, İşte yukarıda zikri geçen üç hadisi şerifin üçü de hakiki m*****n dışında bir manada kullanılmıştır ki, bu da tevili gerektirmektedir.
İmamı Nevevi'yi görürsün. O, iki görüş arasındaki mesafenin ortasındadır. O da münakaşa ve mücadeleyi bırakmaz. Bilhassa müteşabih ayet ve hadislerin tevil edilmesini normal karşılar, halefin yanında yer alır. Onun, aklen ve şer'an caiz olduğunu da kayıtlar Bunun, din usullerinden bir asla zarar vermeyeceğini belirtir.
Fahreddin er-Razi (Esas et-Takdis" adlı kitabında şöyle der,
Bundan sonra eğer biz tevili caiz görürsek lüzumlu ve gerekli olmayan yerlerde bile tafsilatı ile tevile başvurur ve onunla meşgul oluruz. Eğer tevili caiz görmezsek tevili gerektiren ilimleri Allah'a ısmarlar ve ona havale ederiz, işte bu, bütün müteşabihattan olan ayet ve hadislerin hepsinde kendisine baş vurulan tek bir umumi kanundur. Cenabı hakkın bizi muvaffak kılmasını dileriz.
Sözün özü, selef ve halef halk arasında zahir m*****n dışında olan hususlarda tevil yapmak gerektiği hususunda ittifak ettiler. Yine yapılan tevil şeriat usullerine aykırı olursa caiz olmayacağında da ittifak ettiler. Muhalefet sadece seran caiz olan lafızların teviline inhisar etti. Gördüğün gibi o da basit ve kolaydır. Küçük bir şeydir. Selef, manasını anlayamadıkları hususlarda Allah'a sığındılar.
Bu gün en ehemmiyetli olan şey Müslümanların tevhid inançlarını saflaştırmak, onu, her türlü bidattan temizlemektir. Gücümüz yettiği kadarı ile cümleleri bir araya getirip hataları düzeltmeye çalıştık. Allah bize kâfidir. O ne güzel mevlâ ne güzel vekildir.
Bölümlerimiz burada nihayet buldu, inşallah ilahiyat bahsinden sonra nebeviyyat, Ruhlar âlemi ve işitmeye dayanan semi delilleri ele alacağız. Şüphesiz ki her şey Allah'ın takdiri iledir. O'nun kaza ve kaderini değiştirecek ve geri çevirecek hiç bir güç ve kuvvet yoktur.